Kesik Kın-2
“Türkiye’deki sol hareket hala
kendini aşamamış, geçmişi ile hesaplaşmadan da bunu yapa bileceğini sanmıyorum”
demişti Mustafa
Koltuğun arkasına dayanmış üstteki
ayağının dizine vuruyordu bir yandan da elinin parmakları ile.
“o nedenle de çürümüşlükten
kurtulamıyor, amip gibi bölünmesinin özünde yatan nesnel koşullar bunlar…”
Şenol araya girmişti
“bırak bunları da kesin dönüş
yapmayı düşünmüyor musun”
diye sordu
“kesin dönüş yapıp ne
yapacağım, benim istemlerimi bu ülkede karşılamam mümkün mü, bir kokuşmuşluk
sarmış alıp götürmüş ortalığı, her kesi içerisine çekiyor…”
Şenol dalmıştı yıllar önceydi gençlik
hareketleri içerisinde yer alırken de, sürekli eleştirirdi Mustafa ve uzak
dururdu olaylardanda, İnsanları, kenti sürekli, bir oyun gibi görürdü yaptığı
işleri, riske girmekten sürekli kaçınırdı, yurt dışına çıktığını öğrendiğinde
de çok şaşırmıştı, çıkmasını gerektirecek boyutta hiçbir şeye karışmamıştı…
Mustafa’nın yurt dışına çıktığını ceza
evinde iken öğrenmişti, uzun süren bir aradan sonra karşılaşmak sevindirmişti,
sevindirmesine ama nasıl ağırlayacağını düşünmeden edemiyordu,
kafede hesabı kurtarırdı da,
akşam bir bara takılalım lafı ürkütmüştü.
Mustafa devam ediyordu bardağından çayı
özlemle yudumlarken,
“orda Alman vatandaşlığına
geçtim, yeşiller partisinde aktifim, şiire başladım, işsizlik paramı da
alıyorum, burada dönüp de ne yapacağım, sizler gibi çıkmazların içerisine
girip, orda yaşam farklı”
Şenol sözlerin altında kalmaktan değil
akşamki ağırlamanın altından kalkamayacağının ezikliğini yaşıyordu…
Suat
gelmişti yanlarına oturabilirmiyim diyerek izin istedi.
Şenol
tanıştırdı
“Buranın işletmecisi arkadaş Suat, iyi bir
araştırmacıdır, sanat kafe açmasının sebebi de bu,
Mustafa’da çok eski bir
arkadaşım yıllardır görüşmüyorduk”
Suat,
“Burada yaşamıyorsunuz
anladığım kadarı ile” dedi söze başlamak için
Mustafa’nın konumunu bozmaması nedeni ile
tokalaşmamışlardı.
“evet” demişti “ Almanya’da
yaşıyorum, yazlık almak için gelmiştim Şenol’u da görmek için uğradım, özlem
gidermek için”
ekleyerek
“Anladığım kadarı ile eski
siyasilerdensiniz” diye soruya açık konuşmuştu Suat
Mustafa
“Bu işin eskisi yenisi olmaz,
gerçi burada varmış ama bizim Almanya’da bu işin eskisi yenisi olmaz.”
“ Yani halen siyasetin
içindesiniz, onu demek istiyorsunuz, ne yapıyorsunuz öğrenmek isterdim”
Suat yine imalı konuşmuştu, Mustafa
farkına varmamış gibi başlamıştı söze.
“ Yeşiller partisindeyim,
Türklerle ilgili konularda birlikte çalışıyoruz,birazda edebiyatla
ilgileniyorum” demişti
Suat tekrar araya girmişti.
“Türkiye ye o zaman sık sık
geliyorsunuz”
“hayır”
demişti Mustafa sıkılarak ve
eklemişti
“siyasi yasağım var
sanıyordum”
Suat
“Yani”
“Yani siyasi yasaklar kalkmış
uzun süredir, aranmıyormuşum, girişte korkularımın boşuna olduğunu gördüm”
diyerek savunma gereği
duymuştu
Şenol araya girmişti
“Bak ben böyle düşündüğünü
bilmiyordum, niye bana sormadın, durumu anlatırdım”
Mustafa
“Seni riske sokmak istemedim,
uzun süre zaten içerde idin”
konuşmanın akışı rahatsız
etmeye başlamıştı Mustafa’yı eski coşkusu erimişti…
“Şimdi siz o kadar süre kaçak
olmadan kaçak mı yaşadınız”
demişti Suat
“öyle olmuş”
dedi soğuk bir tonda Mustafa
ve eklemişti
“doğrusunu yaptığıma da
inanıyorum, bu devlete güven olmaz, Alman vatandaşlığını almadan giriş
yapmadım, ayrıca yeşiller partisinin de yönetimine girdiğim için bölgede olsa
fark etmez, bana dokunamazlar”
“Anladım”
dedi Suat ve tekrar etmişti
sözünü, İşlerini gerekçe göstererek müsaade istemişti masadan, Mustafa yerinden
doğrularak elini uzatırken arkasını dönerek diğer masaya yönelmişti.
Şenol üzülmüştü açıklama
gereği duydu.
“görmedi”
dedi
“görse sıkardı, ince ruhludur,
sende sanatçı olduğuna göre anlarsın”
Mustafa bozulduğunu fark ettirmemeye
çalışıyordu
“öyle”
dedi
“çok dalgın birine benziyor,
şu dönemlerde her önüne gelen sanatçı oldu, kimin gerçek sanatçı olduğunu
anlamak için konuşmak gerekiyor. Bizim Almanya’da bir kitap bastırmak
istediğinde dünyanın parasını veriyorsun burada bin yurora sanatçı oluyorsun.”
Şenol anlamamıştı
“Kitaplarının parasını şair
kendimi ödüyor yani.”
diye şaşkın sormuştu
Mustafa
tedirgin bir biçimde
“Yayınevleri editör
incelemelerinden geçmeden kitap basmıyor, o da zaman alıyor, çabuk çıksın
istiyorsan kendin bastırıyorsun, benimde acelem olduğu için öyle yaptım”
“Yayın evi çıkarmadı mı
kitabını”
“yayın evi çıkardı da maliyeti
editör incelemesinden geçip zaman kaybı olmasın diye ben karşıladım bin yuro
benim için para değil”
“Almanya’da daha pahalı dememiş
miydin.”
“İnternetten bir yayın evi
sahibi arkadaş kitabını çıkaralım diye ısrar edince böyle oldu”
konu gittikçe Mustafa’yı
sıkmaya başlamıştı, değiştirmek istedikçe Suat’ın başlattığı yere dönüyorlardı.
Mustafa kolundaki saate baktı, ani bir
hareketle kalktı
“saat üçe gelmiş randevuya
geciktim, kusura bakma, akşam haberleşiriz”
derken diğer taraftan dan
cüzdanını çıkarmıştı gitmek için kasaya doğru yöneldi.
Şenol bir yandan hesap
ödemeyle ilgili itiraz ederken diğer yandan ani iş çıkışı şaşırtmıştı…
Suat, Şenol’un sıkıntılı
halini görerek parayı kabul etmemişti.
“bu sefer bizden olsun diyordu,
Şenol’un misafirisin.”
Mustafa gitmişti, Suat’la kalmıştı Şenol
gitmek istedi, Şenol kasanın yanındaki tabureyi gösterdi,
“otur iki laf edelim”
diyerek
Şenol oturdu…
Suat sormuştu
“Bunlar değilmi bizi bu
durumlara düşürenler, ne diyordu öyle, geçmişle hesaplaşma filan”
Şenol
“her zamanki konu, her kes
tutturmuş bir hesaplaşma gidiyor, neyin hesabı ise, bir türlü bitmedi”
diye yanıtlamıştı.
Suat tekrar sormuştu;
“Dejenerasyon, Amip
hikayelerine de girmiştir mutlaka”
“Dejenerasyon konusuna fırsat
bırakmadın ki girsin, ama bıraksan girecekti, sanki kuşak ilk kez bir çizgide
buluşuyor, Dejenerasyon, amip gibi bölünme, geçmiş ile hesaplaşma, yurt dışına
kaçtım, içerde şu kadar yattım çizgisi”
Şenol anlatırken gülümsüyordu.
Suat
“sahi şunun birde yurt dışına
kaçması var değilmi”
Şenol
“Konu öyle değil darbe
geldiğinde yurt dışına bir yolunu bulup çıkmış, sonrada iş bulamayınca sığınma
istemiş, öyle birkaç mitinge katılma dışında aktifliği yoktu, o da çevresine
ters düşmemek içindi, sonrada anladığım korkup gelmemiş”
“yani mastürbasyon yapıyor, Almanya’da
Türk, Türkiye’de Alman edebiyatı, bunlarla geçen zamana yazık.”
Diye tamamlamıştı Şenol’u,
Suat.
Türk Öğer KOÇ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder